12 Eylül 2010 Pazar

darbe

Eğer aşık olmuşsanız ağır geliyordur yaşamak. Tabi ağır olduğu  kadar da hafif.. Tezatların buluşma noktasıdır aşk. Sağlayabilene en tatlı dengedir. hayatınızı ona adamanız, herşeyi onun için yapmanızdır. Her dakika onu düşünmeniz, size ait olan hayallerinizin bile tamamen ondan ibaret olmasıdır... Kurtulmaya çalıştıkça tutulmak, kaçmaya çalıştıkça yakalanmak, düşünmemeye çalıştıkça daha da zincirlenmektir ona.. Ve bu çatışmalar birçok şeyle ilgilenmek  zorunda olan zihninize en ağır işkenceden daha da ağır gelir...
Onu tanıyana kadar geçen zamanın yükünü aşka mal ettiğinizde, aşkı günah keçisi ilan ettiğinizde, ve bütün hayatınız o olduğunda artık vazgeçilmezdir aşk sizin için.. Hayatınız ona odaklıdır artık ; atomun çekirdeği gibi, güneş sisteminin güneşi gibi, vücudun kalbi gibi, hayatınızın merkezi...

Aşk karşılıksız olduğunda en ağır hastalık, karşılıklı olduğu sanıldığında ise mutasyon geçiren birşeydir. Karşılıksız aşk insanı acıtır, hayatı  buğulu gösterir, herşeyi anlamsız kılar. karşılıklı sanılan aşk ise bir süre sonra ikiliyi akıl almaz bir biçimde uzaklaştırır, yaşanılanları anlamsızlaştırır, önemli ve önemsiz şeyler yer değiştirir..
Tabi bir de gerçek aşk var. aşık olduğunuz kişiyi anlamaya, onu hissetmeye , arzulamaya, ondan vazgeçememeye dayanan aşk...! Onu görmeseniz bile hissedersiniz, dinlemeseniz bile anlarsınız, onu her haliyle istersiniz ve ve ne olursa olsun ondan vazgeçemezsiniz..
Ona içinizdeki tüm duygularla - sanki duygularınızı dokunuşunuzla aktarmak, anlatmak istercesine- dokunmak istersiniz;  saçlarını okşamak, eline tutmak, yanında olmak, öpmek, sarılmak,... Ama bazen bütün bu duygulu temaslarınızı içinizde tutmak zorundasınızdır. Çekindiğiniz, utandığınız, korktuğunuz ya da belki istenmediğiniz için.. Bedeniniz utangaçtır belki, belki de korkak -umduğunu bulamamaktan- ruhunuz ise ona dokunmakta ısrarcı... bu ruh- beden çatışması dengesizleştirir sizi, hani aşk tezatların hassa dengesi ya, dengesizlik garipleştirir ve gariplik ise daha da ona iter...
Ve bazen aşk tam bir kördüğüm olur.. işte o zamandan itibaren geceleriniz ıslak geçmeye mecburdur. Biraz ıslak, biraz tuzlu, biraz mor, biraz uykusuz ve tam anlamıyla ıstıraplı.. Hem onunla hem onsuz, bunun tadı bile ayrıdır bazen ; ekşi belki, belki de acı ama ne olursa olsun ondan geliyordur neticede !
Buna rağmen bir süre sonra ruhunuz isyan eder; hem ona hem kendinize.. Gözleriniz iflas etmiştir, ondan başkasını görmeyen gözleriniz, onu yanında göremeyeceğini anladığında artık hiç birşey görmeyecektir.
Ve geceler boyunca yenen bu darbelerden sabahı zor bulan kalbiniz yeni ateşten çıkmış bir demir parçasıdır adeta.. Bu demir parçasına sevgilinin her acı sözüya da on kat daha acı gelen suskunluğu birer çekiç  darbesi misali iner. bu çekiç darbeleri başta sadece umutlandırır, sonra acıtır, yavaş yavaş vücudun her yerine yayılır bu acı.. ve bu acı bir süre sonra hissizleştirir sizi . Bu hissizlik aslında ölüm demektir seven ve hala daha onun  için atan kalbiniz için .......






                                                                     elektra
                                                                  20.02.2008
                                          ( bi arkadaşımdan, ilham perim, esinlenerek )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder