30 Eylül 2011 Cuma

bişeyler söylemek de lazım :)

Zaman öyle bir geçer ki sevgilim...
 Herkes bilir geçen zamanın geri gelmeyeceğini, ama çoğu da bilmez ellerindeki fırsatları değerlendirmeyi.
Zaman öyle bir geçer ki sevgilim...
Çoğu ya anlamaz onun doğru an, doğru kişi, doğru iş vesaire olduğunu, ya da anlar da elinde tutamaz.
Zaman öyle bir geçer ki sevgilim...
Bazen saniyeler geçmek bilmez; geçse diye bakarsın, bazense aylar günler gibi gelip geçer.
Zaman öyle bir geçer ki sevgilim...
Tekrar tekrar yaşamak istediğin ya da bitti diye çok mutlu olduğun anlar vardır geçen zamanlarda,
Zaman öyle bir geçer ki sevgilim...
Bir de bakmışız bütün bir ömür geçmiş, geçen zamanla ya da gelecekle uğraşırken biz...
Biz dedim de, zaman öyle bir geçti ki bizim için sevgilim...
Birbirimiz için doğru insan olduğumuzu hissetmemizle başladı zaman, ve biz kaçırmadık birbirimizi.
Zaman öyle bir geçti ki sevgilim...
Beraberken zaman dursun istedik, o ise bizim aksimize hep daha hızlı geçti gitti...
Zaman öyle bir geçti ki sevgilim...
Saatleri dakika gibi, ayları gün gibi geçirdik.. su gibi aktı yani
Zaman öyle bir geçti ki sevgilim...
Beraber olduğumuz her anı tekrar tekrar yaşamak isteğimiz anılarımız doldurdu.
Kısacası zaman öyle bir geçti ki sevgilim...
Tam 365günü geride bıraktık beraberce mutlu mesut J
1. yaşımız kutlu olsun sevgilim, bu bir yıl ve bunun gibi daha nice yıllar bizim olsun J

                                                                                                Nazife Özkur – 28.09.2011

1.yıl hediye içi :))

Tam bir yıl oldu bugün.
Günleri, buluşmaları, ayları sayarken;
Aşkla dolu tam bir yılı dordurduk bugün..
Her gününe adınla uyandığım,
Başımı her yastığa koyduğumda silületini gözkapaklarımda gördüğüm,
Bir türlü kurtulamadığım dalgınlıklarımda seninle buluştuğum,
Seni görmeden bir gününü bile geçirmek istemediğim,
Göremediğim günlerde ise kavuşmaya an saydığım,
Kısacası sana, aşkına sırılsıklam olduğum bir yıl...
Herşeyde biraz sen varsın son bir yıldır,
Hatta yoksun da herşey biraz SENsin zaten..
Her yerde, her konuda var senden birşeyler mutlaka,
Yani sana batıyorum, boğuluyorum günbegün
Battıkça boğuldukça daha derinlerinde olmak istediğim okyanusum SENsin..
Ve bu sadece üç beş aylık bir ilişki;
Bunun yılları nasıl olacak çok merak ediyorum.
Hani ‘sensiz yaşayamam’ diyorum ya sana hep
Hayatım oldun sen benim çünkü,
Seninle doldu dünyam,
Anılar, senli günler, seninle yapılanlar,
Senden öğrendiklerim, seninle öğrendiklerim..
Hayatımı güzel kılan en büyük etken SENsin.
Bosveremeyeceğim, görmezden gelemeyeceğim, en etkili en sevilen SEN:)

                                                               Nazife Özkur- 28.09.2011








29 Ocak 2011 Cumartesi

P.S. YALNIZLIK

 Sorup duruyorum kendime: benim neden hiç arkadaşım yok diye. Üç beş tane olsa da kısa zamanlı, yani sadece hep ortam arkadaşları. Ama neden sonra kimse kalmıyor yanımda bunu anlamıyorum. Ben kötü birisi miyim diye sormaktan da alamıyorum kendimi. Yani ya o kadar insan yanlış insan benim için, ya da bende bir sorun var. Sebebi nedir bilmiyorum, özellikle 9. Sınıftan beri çıkamıyorum bu işin içinden. Bildiğim tek şey : yalnızlığı sevmiyorum. Gözyaşı dökmekten de yalnızlık bunalımlarından da sıkıldım artık. Ama değişen bir şey yok; çünkü görünen o ki bu benim kaderim.
Lisedeyken üniversite için hayallerim vardı. Ama onlar da tuzla buz oldu artık. Bazen diyorum ki kendime madem hayat buna zorluyor beni, alışamaz mıyım ben de ? Yani sürekli acı çekmek yerine kendi yalnızlığımı yaşayamaz mıyım?
Belki bu satırları yazarken bile bir umutla yazıyorum ama yalan. Değişen hiç bir şey olmayacak.
Çoook ama çok pesimist bir yazı oldu ve de çok nankörce ama bu kendime olan biiiii nedir adı bilmiyorum ama öyle işte. Doğruluk payı da var abartısı da ve belki ben bile bilmiyorum bu karışımdaki yüzdelerini. Ama içim bu cümleleri haykırıyor ve bazı şeyler bunu destekliyor.


(buarada hayatımdaki iyi insanlardan özür dilerim)


                                                                  elektra
                                                               30.01.2011

19 Kasım 2010 Cuma

para vermek

Bundan bir kaç gün önce, bayram tatili için Karabük’e gelmemişken, arkadaşlarla memleket hasretinden falan konu açılmıştı. Ne kadar özleniyor, en çok ne-kim özleniyor falan.. Ben de şaka-gerçek dedim ki 'para vermeden yemek yemeyi özledim.'  Ne kadar saf bir cümle demiyim de ne kadar düşünmeden kurulmuş bir cümle. Sanki evdeki yemeklere para verilmiyor, tamam yemek hallerine değil ama malzemelerine veriliyor para sonuç olarak, tamam benim cebimden değil ama babamın cebinden veriliyor para sonuçta... (Çok komik geldi bunları böyle yazınca; sanki bilmeyen var değil mi ?  Ama ben yine de yazdım ve paylaştım, çünkü içinde başka şeyler de saklı...)
Bir de şöyle birşey oldu, yani bu farkındalığı ne zaman yaşadımın da cevabı bu aynı zamanda:
Karabük’e gelmeden son Cumartesi, kimya sınavına giderken arkadaşlarla yine bu konu konuşuluyordu. Ben yine aynı cümleyi kurdum. Arkadaşın teki de dedi ki  ‘şimdi gidiyorsun eve, açıyorsun dolabı her şetin üstünde fiyat etiketleri varmış. Ne komik olur ama..’   Evet böyle konuşurken komik ama kabus gibi aslında; ki ben de cevaben öyle dedim ‘bu gece bunun kabusunu görürüm muhtemelen’ . Ne kabus gördüm o gece, ne de evde etiket. Ama evde bir gece karnım  acıkıp da dolabı açıntığımda geldi aklıma bu konuşmalar, ve o zaman da ilk yazdığım paragraftaki düşünceler geçti aklımdan...




                                                             elektra
                                                          19.11.2010

16 Kasım 2010 Salı

Hayatı oluruna bırakmak...

Hayatı oluruna bırakmak... O kadar çok duyuyorum ki yapmam gerekenin bu olduğunu. Ama olmuyor ki yani hayat benim, yaşayan benim acısıyla tatlısıyla. O zaman akışına bırakmak da nesi anlamıyorum. Zaten yapabildiğimiz şeyleri yapıyoruz, olmadı kurduğumuz hayaller başımıza yıkılır en fazla. Peki bu kendini rüzgarda savrulan bi yaprak gibi hissetmekten daha mı kötüdür... İşte bunu bilmiyorum. Bence genel geçer bi cevabı yok bunun; şöyle ki değişir yani olay vardır yaprak olmayı gerektirir olay vardır planlanması haz verir... Bilmiyorum; bildiğim tek şey ben hayatı akışına bırakamıyorum... Mutluluk, huzur gerçekten bunu yapabilmekte mi sanmıyorum...




                                                                 elektra
                                                               16.11.2010

bayram

Dini bayramlar, hem de gelenekten geliyorlar. Ve biz ne kadar istemesek, sevmesek hatta sıkılsak da devam ediyoruz 'bayram' a... İyi tarafları yok demiyorum; yanlış anlaşılmak istemem ama hani klişe de olsa 'nerde o eski bayramlar' demek geliyor içimden. Yani belki bana şimdi bunu söyleten ebeveynlerimin yaşlarının ilerlemesi ya da ziyaret edilen yakınların-yaşlıların- hakkın rahmetine ulaşmasıdır. Ve yeni nesil pek yakın değil birbirine sanki... (ben de dahilim buna. Pek akraba canlısı değilimdir, bilen bilir...)
Bu tamamen benim dar penceremden, kendi çevremden gördüğüm, anladığım, yorumladığım şeyler o kadar. Umarım bayramları bayram gibi yaşayanlar vardır ve olacaktır....



                                                             elektra
                                                          16.11.2010

7 Kasım 2010 Pazar

KEŞKE DESEM DE BAZEN PİŞMAN DEĞİLİM...

Keşke keşke demesek hiç. Hep İYİKİ'ler olsa hayatımızda. Ama hayat bu; ve bizler insanız, hatalar da bizim için. Eee ne demişler 'kuldur şaşar' ya da 'beşer şaşar'. Keşke demiyor muyuz zaman zaman, geçmişte o ana dönmek istemiyor muyuz, şimdiki aklımla diye başlayan cümleler kurmuyor muyuz, şöyle olsaydı daha iyi olurdu demiyor muyuz. Yok mu pişmanlıklarımız, olmasa/olsa hayat daha güzel olurdu dediğimiz anlarımız.
Geçen zamanın geri gelmeyeceğini bile bile...
Geçmişe diyoruz KEŞKE diye ama bazen günümüzde durumu iyileştirebilme şansımız da olmuyor mu? -her zaman değil tabi- Şimdi dilimize keşke kelimesi gelirken yok mu elimizden gelen bir çıkar yolumuz.. Belki düşündüğümüzden daha da sık geçiyor bu şans elimize ve biz geçmişe hayıflanmaktan göremiyoruz şimdi neler yapabileceğimizi. Bildiğimden yazıyor değilim, ben de KEŞKE'cilerdenim malesef; ama acaba diyorum ve ihtimalleri konuşuyorum. Hem belki bunları buraya yazarken kendi keşkelerime de şu an içinde verilmiş şansları yokluyorumdur...
Hep pişmanlıktan mıdır peki keşkelerimiz? 'Olmasa iyi olurdu ama pişman değilim' dediğim keşkelerim de var benim şu garip dünyada...


                                                                                                             elektra
                                                                                                         07.11.2010