30 Eylül 2010 Perşembe

algılarımız yok artık

sonunda oldu işte
istisna olamadık biz de!
aynı sularda aynı yelkenleri açtık
sonu bilinen karanlık fırtınaya karşı.
şimdi söyle bana
bunu bile bile açılırken denize
bize olan güvenin ve
bana duyduğun sevgi yeterli olur mu sence ??



                                               elektra
                                            28.09.2010

Duygu Dünyamdan..

hayatıma hoşgeldin;
bir anda, habersizce, sormadan...
neydi ki istediğin benden, nerden çıkıverdin birden?
bir soru ! sadece bir soru ile başladı
ama ne konuşuldu neden uzatıldı
kader miydi yani bir nokta koyamamamız
sadece bir soru ile başlayıp
dakikaları, saatleri, günleri aşan konuşmamız
alışmamız, ısınmamız ve
ve şimdi de aklımızın karışması,
kalbimizin çarpması
içimizden hep diğerimizin gelmesi
telefon ekranının gözlenmesi
görüşmek için fırsat yaratma eforu
alışkanlık mı sadece
yoksa geçirilen zamanın güzel olması mı
ya da sadece iki kişi olma isteği mi ...

                                                          



                                                            elektra
                                                        28.09.2010
                                                         

12 Eylül 2010 Pazar

darbe

Eğer aşık olmuşsanız ağır geliyordur yaşamak. Tabi ağır olduğu  kadar da hafif.. Tezatların buluşma noktasıdır aşk. Sağlayabilene en tatlı dengedir. hayatınızı ona adamanız, herşeyi onun için yapmanızdır. Her dakika onu düşünmeniz, size ait olan hayallerinizin bile tamamen ondan ibaret olmasıdır... Kurtulmaya çalıştıkça tutulmak, kaçmaya çalıştıkça yakalanmak, düşünmemeye çalıştıkça daha da zincirlenmektir ona.. Ve bu çatışmalar birçok şeyle ilgilenmek  zorunda olan zihninize en ağır işkenceden daha da ağır gelir...
Onu tanıyana kadar geçen zamanın yükünü aşka mal ettiğinizde, aşkı günah keçisi ilan ettiğinizde, ve bütün hayatınız o olduğunda artık vazgeçilmezdir aşk sizin için.. Hayatınız ona odaklıdır artık ; atomun çekirdeği gibi, güneş sisteminin güneşi gibi, vücudun kalbi gibi, hayatınızın merkezi...

Aşk karşılıksız olduğunda en ağır hastalık, karşılıklı olduğu sanıldığında ise mutasyon geçiren birşeydir. Karşılıksız aşk insanı acıtır, hayatı  buğulu gösterir, herşeyi anlamsız kılar. karşılıklı sanılan aşk ise bir süre sonra ikiliyi akıl almaz bir biçimde uzaklaştırır, yaşanılanları anlamsızlaştırır, önemli ve önemsiz şeyler yer değiştirir..
Tabi bir de gerçek aşk var. aşık olduğunuz kişiyi anlamaya, onu hissetmeye , arzulamaya, ondan vazgeçememeye dayanan aşk...! Onu görmeseniz bile hissedersiniz, dinlemeseniz bile anlarsınız, onu her haliyle istersiniz ve ve ne olursa olsun ondan vazgeçemezsiniz..
Ona içinizdeki tüm duygularla - sanki duygularınızı dokunuşunuzla aktarmak, anlatmak istercesine- dokunmak istersiniz;  saçlarını okşamak, eline tutmak, yanında olmak, öpmek, sarılmak,... Ama bazen bütün bu duygulu temaslarınızı içinizde tutmak zorundasınızdır. Çekindiğiniz, utandığınız, korktuğunuz ya da belki istenmediğiniz için.. Bedeniniz utangaçtır belki, belki de korkak -umduğunu bulamamaktan- ruhunuz ise ona dokunmakta ısrarcı... bu ruh- beden çatışması dengesizleştirir sizi, hani aşk tezatların hassa dengesi ya, dengesizlik garipleştirir ve gariplik ise daha da ona iter...
Ve bazen aşk tam bir kördüğüm olur.. işte o zamandan itibaren geceleriniz ıslak geçmeye mecburdur. Biraz ıslak, biraz tuzlu, biraz mor, biraz uykusuz ve tam anlamıyla ıstıraplı.. Hem onunla hem onsuz, bunun tadı bile ayrıdır bazen ; ekşi belki, belki de acı ama ne olursa olsun ondan geliyordur neticede !
Buna rağmen bir süre sonra ruhunuz isyan eder; hem ona hem kendinize.. Gözleriniz iflas etmiştir, ondan başkasını görmeyen gözleriniz, onu yanında göremeyeceğini anladığında artık hiç birşey görmeyecektir.
Ve geceler boyunca yenen bu darbelerden sabahı zor bulan kalbiniz yeni ateşten çıkmış bir demir parçasıdır adeta.. Bu demir parçasına sevgilinin her acı sözüya da on kat daha acı gelen suskunluğu birer çekiç  darbesi misali iner. bu çekiç darbeleri başta sadece umutlandırır, sonra acıtır, yavaş yavaş vücudun her yerine yayılır bu acı.. ve bu acı bir süre sonra hissizleştirir sizi . Bu hissizlik aslında ölüm demektir seven ve hala daha onun  için atan kalbiniz için .......






                                                                     elektra
                                                                  20.02.2008
                                          ( bi arkadaşımdan, ilham perim, esinlenerek )

yalnızlık

eğer yoksa kimse ne alo diyen ne mesaj atan ne de kapıyı çalan,
eğer hep düşünceleriniz sessiz oluyorsa, ya da sadece kağıtlara dökülüyorsa,
eğer derdinizi kimseyle paylaşmıyor, gözyaşınızı kimse görmeden içinize akıtıyorsanız,
eğer  hep gidenlerin ardından bakıyor ya da hep gitmek zorunda kalıyorsanız,
eğer  düşünmek için bakabileceğiniz bi yeriniz yoksa ya da o yer uzaklarsa hep,
eğer gözünüz hep çiftlerde ya da gülüşen topluluklardaysa,
eğer içinizde her geçen saniye büyüyen bi boşluk hissediyorsanız,
eğer bu boşluk kalbinizi sıkıştırmaya başlamış ise,
eğer sıkışan kalbiniz her atışında yeter artık diyorsa,
ve eğer bu yeter artıklar artık canınıza tak etmişse ;
yalnızlık limitiniz dolmak üzere demektir...
ve eğer buna son vermezseniz daimi olur bilesiniz ...


                                                        elektra
                                                     13.09.2010
                                         (okan yenil'e ithaf edilmiştir )



                                           

10 Eylül 2010 Cuma

size bi klişe:)

ey vefasız sevgili!
seni arıyorum haberin var mı ?
arıyorum seni her caddede
geçtiğim her sokakta..
aslında biliyorum, boşa yoruluyorum
seni aramak boş..
çünkü, sen bendesin zaten
en derinlerde, kimsenin bilmediği
benim ise engel olamadığım bi yerde
hem benden çook uzaklarda
hem de tam yanımda, bende
baktığım her yerde
aldığım her nefeste
söylediğim şarkılarda
tuttuğum dileklerde
rüyalarımda ve canımda
benliğimde sen varsın vefasız sevgili...
         

                                                              elektra
                                                           08.01.2008

nası bi ruh haliyle yazdıysam :)

kimler ne demedi ki...
yanlış bi sevgi imiş bu
olmamalıymış saçmaymış!
peki kimdir bunları diyen
hem seni hem beni bilen !
bilirler bizi bilmesine belki ama
seni
bendeki seni
bilebilirler mi peki?
benim bile bilmediğim seni..

peki ya sen söylesen birşey
saçma mı dersin bu olmayan ilişki
var mı yok mu
belki de sadece bi çelişki...
yine gözlerimin içine bakıp gülümse şimdi
olmaz diyebilir mi sence gözlerimdeki ?

gözlerine bakıyorum bakmak istemesem de
korkuyorum ya başkası varsa gözlerinde
karşımdasın ve konuşuyoruz belki kelimelerle
ama nerden gelir o kelimeler nereye giderler
ne derim, saçmalar mıyım mantıklı mı konuşurum...

ben seni bende bulamazken sen karşımda durunca
ne yaparım  ne yapmalıyım ben....



                                              elektra
                                           22.11.2008

9 Eylül 2010 Perşembe

sevmek üstüne..

sevmek..
nedir sevmek?
her adımda her köşe başında bir çift
peki nedir sevmek
onun yanında olmak mı
elini tutmak mı öpmek mi
gördüğünde heyecanlanmak mı
değil mi bunlar sevmek ?
gözlerinin içine bakarken titremek
hiç bakamamak belki de gözlerine..
bakmak için can atmak, arzulamak belki
ama o yanındayken bakamamak ona...
bilmek yani sadece bilmek
onun nerde olduğunu, ne yaptığını
bilmek, yalnızca bilmek
senin yanında olmasa da
iyi olduğunu
'orada' olduğunu bilmek ..
herşeyden sakınmak onu
başta kendinden belki de
ona hitap etmek
ya da etmeye çabalamak
bütün benliğinle..
hatta belki de o görmese
görmek istemese bile
görmedikçe artırarak belki de
bazen bir gün görür umuduyla
bazense herşeye rağmen düşüncesiyle..
istemmek onu, onsuz nefes alamayacakmış gibi
dinlemek onu, herkes susmuş gibi
aramak onu, yaşam kaynağı gibi
dokunamamak ona, dokunsan yanacaksın gibi
tapmak ona, her yaptığı kutsalmış gibi
evet sende sevmek bu belki ..
peki ya onda..?

sevmek..
senin ona yaşadığın
onunsa her defasında ezip geçtiği...
 
 
  
                                        elektra
                                     22.09.2008

şiircik :)

sendin işte o..
kıyamazdım ki mis kokan o güzel saçlarına
gözyaşın dökülürdü her gün
ve gözyaşın delerdi kalbimi her hıçkırık darbesiyle
sözler de etki etmezdi ki
bakışların çizerdi yollarımı
hani sen yokken ben dalardım ya uykulara
işte o rüyalarda görürdüm seni
mutluluktan savururken beni gökyüzüne
sen kaybolurdun
ve ben her rüyada biraz daha sensizliğe gömülürdüm..

                                                         elektra
                                                      30.04.2008
                                                                            

İZLER

iz. hatıralar, aklımızda kalanlar, ya da kalacak olanlar.... hayatımız izlerden ibaret değil mi ? geçmişin izleri var üzerimizde . geçmiş kişilerin, yerlerin, ortamların... ve gelecek günlerin tabiki. Yani ne olacak nası olacak, yaşanmadan başlıyor iz bırakmaya.. ne olanı unutuyoruz ne de olacağı düşünmeden yapabiliyoruz..
geçmişin izi anılar hafızaya kaydedilir ve arada bir yad edilir. geleceğin izi ise gelecek gelince şu anki gelecek planlarımzın etkisidir, bizde bıraktıklarıdır...
izlere baktığımda hem yaşananlar var çünkü hem de yaşadıklarımı yaşamadan önce yaşayacaklarım için planlarım, harcadığım zamanlar, eğerlerim, streslerim, çabalarım...